SEMİNER NOTLARI

ANNE VE BABA OLUNCA NELER DEĞİŞTİ

Yine Jou Jou’nun harika seminerlerinden birine ait bu başlık..Semineri bizlere sunan kişi ise  Gülşah Sütlüoğlu idi.Kendisini ilk kez dinleme şansım oldu ve seminer sonrası  nasıl eğlenceli vakit geçirdiğimi hissetim ki o yüzden ayrıca teşekkürler kendisine ..Hem keyifle dinledim ,hem gülerken bir yandan annelik ile ilgili acabalarım açısından kendimi rahatlattım hem de yalnız olmadığımı hissettim.Umarım sizlere de güzel aktarabilirim ve sonunda sizde yalnız olmadığınızı anlarsınız;)

Gelelim notlarıma…

Seminer ailenin temel olarak verebileceği dört şey ile başladı Bunlar ise güven ,sevgi ,gurur ve saygı kavramları.Bu dört alanı tamamlayabiliyorsanız dengeli bir çocuk yetiştiriyorsunuz demektir.Bu ihtiyaçlardan sonra ise bir üst aşamaya geçiliyor bu da çocuğa yaşam alanı tanımak ve yaşama sevinci verebilmek.

Çocuk aslında hayatı evde prova ediyor.Yemek yerken ,size vurduğunda ,soru sorduğunda neler yapıldığını hep gözlemliyor.Bu yüzden bizlerde çocukların yaşam becerisini geliştirmelerine yardımcı olmalıyız.Örneğin çocuk size ‘ben seni sevmiyorum ‘ diyince ,bir çoğumuz okuduğumuz kitaplar,dinlediğimiz seminerler ya da söylenenler sonucunda şunu yapabiliyoruz:’biliyorum annecim aslında sen beni seviyorsun ama şuan kızgın olduğun için böyle söylüyorsun…’ Peki ama çocuk bunu ilerde bir arkadaşına söyleyecek olursa böyle bir cevap alacak mı …İşte bunun sonucunda da çocuklar okula başladığında bir prens ya da prenses olmadıklarını anlayıp hayal kırıklıkları yaşıyorlar..Tepkilerimizde daha gerçekçi olmalıyız..

Ayrıca günlük hayatını idame ettirebilecek yaşam becerilerini yapabilmesi için de  fırsatlar verilmeli.Anlatarak değil deneyimleyerek öğrenmesini sağlamalıyız.(bu yüzden montessoriyi seviyorum )

Ailenin diğer bir görevi ise çocuğun yeteneğini keşfetmek .Okul çocuğa ilgi alanları sunuyor ama aile de çocuğun ilgisini keşfedip ona göre yönlendirebilmeli..

Yaşam becerisi ile bir iletişim becerisi de verilmeli .Özellikle de onların yerine konuşulmamalı.Örneğin çocuğu okula bırakıyorsunuz bugün nohut varmış yemekte ama Arda yemeyecek …Bunu siz değil çocuğunuz söylemeli..

2.kısımda annelik tutumlarından bahsedildi.Siz hangisisiniz acaba?

1) Aşırı korumacılık: Biri sana dokunursa bağır ,kimseyle konuşma ,onu sakın yapma yaklaşımları..Bu şekilde yetişen çocuklar kendini devamlı tehlikede hissediyorlar..

2)Aşırı hoş görü ,düşkünlük: Çocuk vursa bile acımadı, çocuk bu yapar gibi her durumu tolere edebilen yaklaşım.Bu durumda ise çocuk uyum sorunu yaşıyor ,çevresinde aynı hoş görüyü göremeyince hayal kırıklığı yaşıyor ve bencil bir birey oluyor.

3)Reddetme tutumu : Devamlı çocuğu eleştirme ,hak ediyorsun bunu ,sen kötüsün yaklaşımı.Bu şekilde yetişen çocuklar ise şiddete eğilimli hale geliyorlar..

4)Baskı altında tutma: Taşırmadan boya ,onu öyle yapma yaklaşımları ..Çok uyarılmış çocuklarda yetersiz olduğunu düşünüp ,saldırganlaşabiliyor..(bir an ,arada taşırmadan boyayalım dediğim anlar gelmedi değil aklıma ama baskı yapmıyorum 🙂 )

5)Dengesiz ve kararsız davranma: Ebeveynler arasında ortak bir dil olmalı .Bir ebeveyn çok sert diğeri de çok yumuşak tepki vermemeli.Örneğin çocuğun vurmasına iki ebeveyn de aynı derecede tepki vermeli.Çocuk aksi durumda bu davranış bazen iyi bazen kötü gibi düşünebiliyor.

6)Mükemmeliyetçi davranış: Senden en iyisini bekliyorum diye yaklaşan anneler..

Peki bizim önceliğimiz ne olmalı:Eğitim ve Sevgi..Yeterli disiplin ve hoş görü olmalı.Özellikle seminerde yeni nesil annelerin kendini devamlı sorgular tutumlarından da bahsedildi.Gerçekten artık o kadar çok okuyor ,araştırıyoruz ki şöyle olmalı ve böyle olmalı diye yaptığımız her şeyi de sorgular hale geliyoruz.Hepimiz eminim çocuklarımıza bağırdığımız için vicdan azabı çekmişizdir ben çektim en azından.. İşte bu noktada Gülşah Hanım bunlarında olmasının çok doğal olduğunu ve kendimizi suçlamayı bırakmamız gerektiğini söyledi.Hatta burda ki bir espri çok hoşuma gitti.Bizler anneleri gözlerini açınca oturan ya da terlikle büyüyen nesillerdik ,hepimizde gayet sağlıklıyız ama artık gözünü açınca oturan çocuk kalmadı dedi… Gerçekten düşünüyorum ben annemle bir gezmeye gidip ,lafa karışsam hemen göz göze gelirdik ve ben susardım..Ya Balca bir yere gittiğimizde o sussa da ben konuşsam diye bekliyorum.Nesil farkı bu sanırım..

Diğer bir konu ise çocuklarımıza çok acımasız yorumlar yapmamamız ve olay olay değerlendirmemiz gerektiği idi. Örneğin çocuk dedesiyle oynuyor ,zıplıyor ,normalde yapmadığı her şeyi yapıyor ve bizler hemen şımarıklıkla suçluyoruz .Oysa orda bir durum var sadece çocuk dedesiyle oynuyor ve eğleniyor.Durumları değiştiren bizim düşünce ve yorumlarımız oluyor.Biz yorumlarımızla durumu görmeyi bırakıp ,içinde kayboluyoruz..Bazen de  çocuklarımızın bizden farklı olduğunu unutup ,bizim istediğimiz gibi davranmadığı için onlara kızıyoruz .

Çocuk yemek yemediğinde biz anneler aç kaldı ,büyümeyecek diye perişan olurken babalar ise tamam acıkınca yer diyebiliyor.Aslında orda tek bir durum var çocuk acıkmadı,fakat biz düşüncelerimizle durumu unuttuğumuz için doğru davranışa da ulaşamıyoruz.İşte bu durumda değişmesi gereken biziz evet acıkınca yer ve biz biraz kendimizi rahatlatmalıyız.Aslında çocuk için değil daha mutlu olabilmek için kendimizi değiştirmeliyiz..

Seminerden alabildiğim notlar bunlardı .Bu keyifli seminer için Jou jou ve Gülşah hanıma tekrar çook teşekkürler…

ÖNCEKİ YAZI SONRAKİ YAZI

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

HENÜZ YORUM YAPAN YOLMAMIŞ

YANITLA