Kategori

SEMİNER NOTLARI

SEMİNER NOTLARI

SÜPER EBEVEYNLİK SENDROMU

Bazı insanları sadece dinlemek bile insana huzur verir ya Gül Hanımda benim için öyle..Ne zamandır kendisini dinleme fırsatım olmamıştı ama  sezonun son ve oldukça ilgimi çeken Süper ebeveyn Sendromu isimli seminerine katılmayı başardım.Bu seminerden notları sizlerle de paylaşmak istiyorum belki aranızda farkında olmadan bu sendroma girmiş olanlar vardır yani bende bazı belirtileri kendimde saptamadı değilim 🙂

Süper anne kimdir ? Çocuğuna hayır diyemeyen ,her istediğini yapan ama yine de kendini yetersiz sanan kişi..Peki süper ebeveyn  sendromunu yaşayan kişilerde görülen belirtiler nelerdir? Vücut eklem ağrısı,uyku kalitesi düşüklüğü,geçmeyen yorgunluk,midede şişlik,panik atak,3 aylık baş ağrısı,cinsel isteksizlik,halsizlik,bir işe başlayamama,unutkanlık,kendini tatmin ettiği şeyleri yapamama,çok sakin davranıp birden patlama,keşke şunu da yapsaydım diye hep bir pişmanlık duygusu (örneğin 1 yıl emzirir ama daha da emzirseydim diye suçluluk çeker)
Süper annenin eşi olan zavallı baba ise yediremez ,altını temizleyemez,parka götüremez gibi babalık rolünü dahi alamayan ve bu sendromdan en çok zarar gören kişidir.Anne her rolü kendi üstlenmeye kalktığı için baba ise hep yetersizlik duygusuyla arkaya itilmiştir.
Tabi tam tersi durumlarda var yani süper baba ve süper baba eşi zavallı anne
Süper baba kimdir? Genellikle çocukluğunda maddi,manevi yoksunluk çekmiş ,bu yüzden de çocuğumu ağlatamazsınız diyip ,aşırı ilgi gösteren ,eleştiriye kapalı olan ve anne rolünü çalan kişidir.
Bu tür ebeveynler çocuklarının hep önde olmasını ister.Bezi erkenden atsın ,erkenden yürüsün ,konuşsun ve hep en mükemmel onların çocukları olsun.Fakat bu ebeveynlerin çocukları her şeyi erkenden yapmaya zorlandıkları için ,erken büyüyen ve çocukluklarını yaşayamayan bireylerdir.Özellikle bu çocuklarda sınav kaygısı görülmektedir ve bu ebeveynler çocuklarını hep yanlarında istediklerinden  çocuklarda sıklıkla ayrılık anksiyetesi görülür. Çocuklara bir çok şey hazır sunulduğu ,onlara fırsat verilmediği için yaşam becerileri azalır ,hep istemeden her şeyi elde ettiği için minnet duygusu gelişmez ve küçük şeylerle mutlu olamaz ,empati kuramaz.Önemli olan çocuğa taht değil ,yaşam becerisi verebilmek.Örneğin çocuk masa olduğu için geçemiyorsa hemen masayı itip geçmesine engel olan şeyi ortadan kaldırdığımızda onun düşünme ,çözüm üretme yeteneğini engelliyoruz.
 
Süper ebeveynlerin evleri de oyuncakla doludur ,çocuğun isteyebileceği her şey vardır.Çocuk bir şeyi talep etmeden her şey sunulmaktadır. Peki bütün belirtiler yoksa bile ki eminim şu çocuk talep etmeden almak biz yeni nesil annelerin çoğunda var neler yapmalı ve neleri değiştirmeliyiz.
En başta çocuğumuza ve kendimize bakış açımızı değiştirmeliyiz.Mükemmel diye, en iyisi diye bir şey yok.Herkesin kendince en iyisi farklı.Hata yapabilmeliyiz.Örneğin bezini 10 dakika geç değiştirdik ,pişik olacak diye panik olmamalıyız,ya da o gün çocuk çok ağladı aman psikolojisi bozulacak diye kendimizi mahvetmemeliyiz ya da en basiti o gün canınız yemek yapmak istemedi sadece kahvaltı ederekte o günü geçiştirebilmeliyiz. Belki de ipin ucunu bırakmalıyız.Her şey mükemmel olacak diye uğraşırken çocuğumuzla geçireceğimiz zamanı kaybediyoruz.
Çocuklarımızın başarılarını da abartmamalıyız.Örneğin iki çizgi çizdi diye  harika ,süpersin demek yerine beğendim ,renkleri güzel kullanmışsın gibi daha basit ifadeler seçmeliyiz.Çünkü aşırı tepkiye alıştırdığımız çocuklar okula başlayıp gerçek hayatla karşılaştıklarında bir prens ya da prenses olmadıklarını görüp yıkılabiliyorlar.
Çocuklarımızı sürekli mutlu etmemiz mümkün değil ama mutsuzlukta çözüm bulmayı öğretebiliriz.Bu yüzden de onlarında hata yapıp ,kendi çözümlerini üretmelerine fırsat vermeliyiz.
Çocuklarımızı her şeyi mükemmel yaptıralım derken çelişkili mesajlar vermemeliyiz.Örneğin parkta oyuncağı paylaşmak istemeyip vurduğunda vurmak kötü diyip ,sonra sana vuran olursa sende vur kendini savun dediğimiz de çocuk farkı anlayamaz.Vurmak iyi mi kötü mü ayırt edemez.Oyüzden yaşı gereği paylaşmayı bilemiyorsa zamana bırakmalıyız.
Önceliklerimizi belirlemeliyiz yani neler eksik olursa sorun çıkar .Örneğin bu hafta temizlik yapmadım ama hayat devam ediyorsa bunu erteleyebiliriz.Mutlaka en az haftada 1 saati sadece kendimize ayırmalıyız.Kendimizi şarj edip  ne istiyorsak onu yapmalıyız.Yapabildiklerimiz için kendimizi tebrik etmeli,yapamadıklarımıza da gülebilmeliyiz. Aslında kısacası hayatımızı sadeleştirmeliyiz.
Gül Hanım semineri  hepimize ben mükemmel bir anneyim diyerek bitirtti.Eğer sizde bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız lütfen siz de kendinize mükemmel bir anne (ya da baba) olduğunuzu söyleyin çünkü hepimiz çocuklarımız için kendi elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.
Tekrar seminer için Jou Jou ve Gül Çelik’e çok teşekkürler..BEN MÜKEMMEL BİR ANNEYİM :))
SEMİNER NOTLARI

ANNE VE BABA OLUNCA NELER DEĞİŞTİ

Yine Jou Jou’nun harika seminerlerinden birine ait bu başlık..Semineri bizlere sunan kişi ise  Gülşah Sütlüoğlu idi.Kendisini ilk kez dinleme şansım oldu ve seminer sonrası  nasıl eğlenceli vakit geçirdiğimi hissetim ki o yüzden ayrıca teşekkürler kendisine ..Hem keyifle dinledim ,hem gülerken bir yandan annelik ile ilgili acabalarım açısından kendimi rahatlattım hem de yalnız olmadığımı hissettim.Umarım sizlere de güzel aktarabilirim ve sonunda sizde yalnız olmadığınızı anlarsınız;)

Gelelim notlarıma…

Seminer ailenin temel olarak verebileceği dört şey ile başladı Bunlar ise güven ,sevgi ,gurur ve saygı kavramları.Bu dört alanı tamamlayabiliyorsanız dengeli bir çocuk yetiştiriyorsunuz demektir.Bu ihtiyaçlardan sonra ise bir üst aşamaya geçiliyor bu da çocuğa yaşam alanı tanımak ve yaşama sevinci verebilmek.

Çocuk aslında hayatı evde prova ediyor.Yemek yerken ,size vurduğunda ,soru sorduğunda neler yapıldığını hep gözlemliyor.Bu yüzden bizlerde çocukların yaşam becerisini geliştirmelerine yardımcı olmalıyız.Örneğin çocuk size ‘ben seni sevmiyorum ‘ diyince ,bir çoğumuz okuduğumuz kitaplar,dinlediğimiz seminerler ya da söylenenler sonucunda şunu yapabiliyoruz:’biliyorum annecim aslında sen beni seviyorsun ama şuan kızgın olduğun için böyle söylüyorsun…’ Peki ama çocuk bunu ilerde bir arkadaşına söyleyecek olursa böyle bir cevap alacak mı …İşte bunun sonucunda da çocuklar okula başladığında bir prens ya da prenses olmadıklarını anlayıp hayal kırıklıkları yaşıyorlar..Tepkilerimizde daha gerçekçi olmalıyız..

Ayrıca günlük hayatını idame ettirebilecek yaşam becerilerini yapabilmesi için de  fırsatlar verilmeli.Anlatarak değil deneyimleyerek öğrenmesini sağlamalıyız.(bu yüzden montessoriyi seviyorum )

Ailenin diğer bir görevi ise çocuğun yeteneğini keşfetmek .Okul çocuğa ilgi alanları sunuyor ama aile de çocuğun ilgisini keşfedip ona göre yönlendirebilmeli..

Yaşam becerisi ile bir iletişim becerisi de verilmeli .Özellikle de onların yerine konuşulmamalı.Örneğin çocuğu okula bırakıyorsunuz bugün nohut varmış yemekte ama Arda yemeyecek …Bunu siz değil çocuğunuz söylemeli..

2.kısımda annelik tutumlarından bahsedildi.Siz hangisisiniz acaba?

1) Aşırı korumacılık: Biri sana dokunursa bağır ,kimseyle konuşma ,onu sakın yapma yaklaşımları..Bu şekilde yetişen çocuklar kendini devamlı tehlikede hissediyorlar..

2)Aşırı hoş görü ,düşkünlük: Çocuk vursa bile acımadı, çocuk bu yapar gibi her durumu tolere edebilen yaklaşım.Bu durumda ise çocuk uyum sorunu yaşıyor ,çevresinde aynı hoş görüyü göremeyince hayal kırıklığı yaşıyor ve bencil bir birey oluyor.

3)Reddetme tutumu : Devamlı çocuğu eleştirme ,hak ediyorsun bunu ,sen kötüsün yaklaşımı.Bu şekilde yetişen çocuklar ise şiddete eğilimli hale geliyorlar..

4)Baskı altında tutma: Taşırmadan boya ,onu öyle yapma yaklaşımları ..Çok uyarılmış çocuklarda yetersiz olduğunu düşünüp ,saldırganlaşabiliyor..(bir an ,arada taşırmadan boyayalım dediğim anlar gelmedi değil aklıma ama baskı yapmıyorum 🙂 )

5)Dengesiz ve kararsız davranma: Ebeveynler arasında ortak bir dil olmalı .Bir ebeveyn çok sert diğeri de çok yumuşak tepki vermemeli.Örneğin çocuğun vurmasına iki ebeveyn de aynı derecede tepki vermeli.Çocuk aksi durumda bu davranış bazen iyi bazen kötü gibi düşünebiliyor.

6)Mükemmeliyetçi davranış: Senden en iyisini bekliyorum diye yaklaşan anneler..

Peki bizim önceliğimiz ne olmalı:Eğitim ve Sevgi..Yeterli disiplin ve hoş görü olmalı.Özellikle seminerde yeni nesil annelerin kendini devamlı sorgular tutumlarından da bahsedildi.Gerçekten artık o kadar çok okuyor ,araştırıyoruz ki şöyle olmalı ve böyle olmalı diye yaptığımız her şeyi de sorgular hale geliyoruz.Hepimiz eminim çocuklarımıza bağırdığımız için vicdan azabı çekmişizdir ben çektim en azından.. İşte bu noktada Gülşah Hanım bunlarında olmasının çok doğal olduğunu ve kendimizi suçlamayı bırakmamız gerektiğini söyledi.Hatta burda ki bir espri çok hoşuma gitti.Bizler anneleri gözlerini açınca oturan ya da terlikle büyüyen nesillerdik ,hepimizde gayet sağlıklıyız ama artık gözünü açınca oturan çocuk kalmadı dedi… Gerçekten düşünüyorum ben annemle bir gezmeye gidip ,lafa karışsam hemen göz göze gelirdik ve ben susardım..Ya Balca bir yere gittiğimizde o sussa da ben konuşsam diye bekliyorum.Nesil farkı bu sanırım..

Diğer bir konu ise çocuklarımıza çok acımasız yorumlar yapmamamız ve olay olay değerlendirmemiz gerektiği idi. Örneğin çocuk dedesiyle oynuyor ,zıplıyor ,normalde yapmadığı her şeyi yapıyor ve bizler hemen şımarıklıkla suçluyoruz .Oysa orda bir durum var sadece çocuk dedesiyle oynuyor ve eğleniyor.Durumları değiştiren bizim düşünce ve yorumlarımız oluyor.Biz yorumlarımızla durumu görmeyi bırakıp ,içinde kayboluyoruz..Bazen de  çocuklarımızın bizden farklı olduğunu unutup ,bizim istediğimiz gibi davranmadığı için onlara kızıyoruz .

Çocuk yemek yemediğinde biz anneler aç kaldı ,büyümeyecek diye perişan olurken babalar ise tamam acıkınca yer diyebiliyor.Aslında orda tek bir durum var çocuk acıkmadı,fakat biz düşüncelerimizle durumu unuttuğumuz için doğru davranışa da ulaşamıyoruz.İşte bu durumda değişmesi gereken biziz evet acıkınca yer ve biz biraz kendimizi rahatlatmalıyız.Aslında çocuk için değil daha mutlu olabilmek için kendimizi değiştirmeliyiz..

Seminerden alabildiğim notlar bunlardı .Bu keyifli seminer için Jou jou ve Gülşah hanıma tekrar çook teşekkürler…

SEMİNER NOTLARI

ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM VE CİNSEL İSTİSMAR SEMİNERİ

Son zamanlarda ülkemizde yaşananlardan ötürü bütün anne babaların aklına gelmeyecek şeylerin bile geldiği,her yaklaşan insandan tedirgin olduğumuz bir nesil haline gelmişken bizlere en faydalı olacak seminerlerden biriydi yine Jou Jou ve psikolog Gül Çelik sayesinde…

Seminer öncelikle kuşakların tanıtımıyla başladı yani anne babalarımızın ,bizlerin ve çocuklarımızın kuşak özellikleri ve arada ki farklar..Çocuklarımızın kuşak özellikleri (Z kuşağı) bizlerinkinden oldukça farklı .Kaş gözle bile idare edilebilen bizlerin aksine onlar özgüveni yüksek,tatminsiz,küstah ve kararsız bir nesil olma özelliğindeler. Aslında şu küçük yaşlarında bile bizlere verdikleri cevaplarla özgüven ve küstahlık özelliklerini belli etmekteler.Bireyselliğin daha fazla olduğu ,refaha doğdukları yani her şeyi kolayca elde ettikleri için adaptasyon sorunu yaşayıp ,ondan ona geçen bir nesil var karşımızda.Tabii bu nesli de biz Y kuşağı anne-babaları yetiştiriyoruz…

Seminerdeki konu başlıklarını yazacağım çünkü daha çok biz anne babalarında sorularıyla  ilerleyen bir seminerdi ,hepimizin bu konuda çok sorusu vardı haliyle…

Gül Hanım dudaktan öpme konusuna değindi.Seminerde de olduğu gibi bu yazıyı okuyanlar arasında da çocuğunu dudaktan öperek sevenlerimiz vardır.İtiraf ediyorum sevmeye doyamayıp benimde öptüğüm oldu.Fakat Gül hanım ,sevgiyi göstermenin çok farklı yolları olduğunu ve vücudumuzdaki en mikroplu bölgenin dudak olduğunu belirterek bu konuda dikkatli olmamızı önerdi.Örneğin sırtını okşamanın ,sinirlerinde o bölgede olmasından ötürü çocuklar için çok daha rahatlatıcı ve güven verici bir sevgi şekli olduğunu belirtti.

Banyo yapma işi için ise 2 yaşından sonra çocuğun kendi yıkanması gerektiğini belirtti.Kızım 3 yaşına girmek üzere ve hala biz yıkıyoruz o yüzden bana pek olası gelmemişti ama Gül hanımın dediği gibi tamamen kendi başına yıkanmak olmasa da yanında durarak ,daha fazla yönlendirme yapıp kendi kendine yıkanmasına yardımcı olmaya başladım.Bu şekilde de çocuk banyo yapmanın da kendi özeli olduğunu anlamaya başlıyor.

Tuvalet temizliğinin ise tek kişi tarafından yapılması gerekliliğini belirtti Gül hanım.Yani anne yapıyorsa hep anna ya da hep baba gibi tabii istisnai durumlar dışında..Özellikle 3 yaşından sonra da anne -baba ile birlikte uyumanın da bitmesi gerektiği belirtildi .Bu durumun özgüven açısından da sakıncaları olduğu söylendi.

Bazı anneler tarafından  erkek çocuklarında ruj sürme ya da annenin bir giysisini giyme merakı olma durumu soruldu.Gül Hanım ,bunun ise özellikle  baskın karakter anne ise olabileceğini ve beş yaşına kadar normal kabul edilebileceğini söyledi.

Çocukların nasıl doğduğunu sormaları konusunda ise cevapların yaşa göre değişebileceği belirtildi.Örneğin beş yaşındaki bir çocuğa babanın tohumu ile annenin yumurtası birleşir ve anne kanalından doğar gibi bir açıklamanın yeterli olacağı belirtildi.Fakat hiç ummadığımız bir anda bu soruyla ya da cevap vermekte zorlandığımız başka bir soruyla karşılaşırsak ,bu konuyla ilgili bana zaman tanı ,yarın sana anlatayım ,bu konuyu merak ettiğin için teşekkürler diyip ,erteleyebileceğimizi belirtti.

Cinsel organlara da sevimli lakaplar takılmaması gerektiğini  belirtti Gül hanım. Çocuk  sorup merak ettiği takdirde ismiyle öğretmenin doğruluğu ya da özel bölge kavramının kullanılabileceğini  belirtti..Ayrıca çocuklarda cinsellik kavramının 7 yaşına kadar sadece bir keşiften ibaret olduğunu belirtti.Yani 7 yaşına kadar vücutlarını tanımaya çalıştıklarını o yüzden o dönemde belirli hareketlerinin üstünde çok durulmaması gerektiğini söyledi ama tabii bu hareketlerin de sıklığının önemli olduğunu vurguladı. 7 yaşından sonra ise keşiften çok haz duygularının başladığını söyledi.

Cinsel istismara engel olabilmenin en önemli yolunun ise hiç bir şeyi gizlememeyi öğretme olduğunu vurguladı Gül hanım..Çünkü bu tip olayların sanılanın aksine tanımadık insanlardan değil çok yakındaki kişilerden geldiğini belirtti.Örneğin çocuğunuz bardağı kırdı ya da kızacağınız bir davranışta bulundu ,önce benimle paylaştığın için teşekkür ederim diyip ,sonrasında yanlışını düzeltmemiz gerektiğini vurguladı.Bu şekilde çocuk yanlış yapsa bile korkarak bir şeyleri saklamaktan kaçınacaktır.Ayrıca 4 yaşından sonra yabancı kişileri öğretmemiz gerektiğini belirtti.Hatta bu konuda Amerika’da yaşanmış bir olaydan örnek verildi.Anne okuldan çocuğunu kendi dışında biri almaya gelirse ,çocuğundan bu kişiden aralarındaki şifreyi söylemesini istiyor.Gerçekten bu olayı duyduğumda bana da çok mantıklı geldi şu an erken olsa da mutlaka ilerde bir şifremiz olacak 😉

Gerçekten bu konu dinlemesi ,yazması bile en çok düşündüren ,en zor konulardan biri.Umarım çocuklarımız hep iyi insanlarla karşılaşır ve her şeyi yaşaması gerektiği gibi yaşarlar .Gül Hanıma ve Jou Jou’ya tekrar teşekkürler…

SEMİNER NOTLARI

OYUN TERAPİSİ SEMİNERİ NOTLARI

Yine Jou Jou ve yine çok sevdiğim psikolog Gül Çelik’in bir semineri. Fakat bu sefer ki konuya oldukça uzağım. Hiç bir fikrim olmadan,tamamen meraktan ,öğrenme amaçla gittiğim bir seminer oldu diğerlerinden farklı olarak. Seminerin başlığı  Evde Oyun  Terapisi idi.

Oyun terapisi özellikle son zamanlarda psikologların da davranışlardaki sorunları çözmek amaçlı kullandıkları bir yöntem .Fakat evde oyun terapisinde  amaç iletişimi güçlendirme, duyguları açığa çıkarma yani kesinlikle sorun çözme amaçlı değil. Zaten bu terapiyi evde uygulamak isterseniz illaki çocuğunuzda bir sorun olması gerekmiyor .Peki nasıl uygulayabilirsiniz..

Haftada bir gün ,45 dakika sürecek şekilde ve haftanın aynı günü aynı saate devam ettirecek biçimde uygulamalısınız. Terapiyi odası dışında bir oda da yapmalısınız. Bütün oyuncakları çocuğun istediği şekilde dizayn edebileceği gibi yerleştirmelisiniz ve her terapide aynı oyuncakları ,aynı yerlerde kullanmalısınız. Nasıl oyuncaklar olmalı: Bebek, oyuncak ev, ev eşyaları, mutfak malzemeleri, küçük figürler, araba, kılıç, bıçak, hacıyatmaz, boks eldiveni, kukla, makas, kağıt, oyun hamuru, lego, yap boz, kum havuzu ,kasa, müzik aleti, hayvanlar, silah,telefon ..Tabii ki bu sayılanların hepsi olmak zorunda değil ,evinizde olanlardan seçebilirsiniz.

Oyun terapisinin en önemli kısmı ,çocuğu olduğu gibi kabul etmek. Anne ya da baba (terapiyi yapan kişi değişmemeli anne başladıysa hep anne ile devam etmeli) varla yok arasında davranacak, yönlendirme yapmayacak. Şöyle bir konuşma yaparak terapiyi başlatabilirsiniz. Seninle her pazar kahvaltıdan sonra ,şu kadar süre oyun oynayacağız. Yarım saat dersek anlaşılır olmayacağı için ,zamanı somutlaştırmak adına bir saat kurup, alarm çalana kadar diyebiliriz,..

Terapi de sadece üç kural var. Oyuncağa ,kendine ve terapiyi yapan kişiye zarar vermeme..

Hangi oyuncağı seçerse onu izliyorsun ve senin katılmanı istemezse sürece dahil olmuyorsun. Yerinden kalkıp yanına giderek değil, gittiği tarafa dönerek onu takip ediyorsun. Örneğin size telefon uzattı ,siz de telefonla konuşmamı istiyorsun diyip ,çocuğun yönlendirmesi ile oyuna dahil oluyorsunuz.Oynamak için bebeği seçerse ,bebeğin ne diyeceğini dahi çocuğa soruyorsunuz.Çok fazla tepki vermekten kaçınıp,küçük tebessümler gösterebilirsiniz.Aslında suskunluğunuzla ona saygı gösterdiğiniz anlatmak istiyorsunuz..

Çocuk terapiyi erken bitirmek isterse bitirmelisiniz. Fakat odadan çıkmak isterse ,böyle yaparsan oyun saati bitti diyerek ,odanın dışına çıkmasına izin vermemeye çalışmalısınız. Çocuk her terapi de aynı oyuncağa yöneliyorsa bu bir sorun olduğunu gösterir..

Terapi ilerledikçe çocuk figürleri ,örneğin iki kuzuyu konuşturmaya başlayabilir. Bu aşamada duygu yansıtmaları olabilir.

Terapi ile ilgili seminerden alabildiğim notlar böyle. Bende henüz kızımla bu terapiyi denemedim. Aslında fazla oyunlara dahil olduğumdan kendimi hazırlıyorum daha az tepki verebilmek için ama kesinlikle denemeye değer diyorum:)

Tekrar Jou Jou ailesine teşekkürler:)

SEMİNER NOTLARI

MONTESSORİ SEMİNERİNDEN NOTLAR

Balca ile birlikte hayatımıza giren montessori eğitimi her geçen gün gerek okuyarak ,gerek bloglardan,internetten takip ederek öğrenmeye ,uygulamaya çalıştığım bir sistem.Fakat bu kadar ilgilenmeme karşın ,montessori ile ilgili hiç bir seminere katılma şansım olmamıştı ki yine Jou Jou aracılığıyla sevgili Bahar hanım,bizi hem bu konuda bilgilendirdi hem de semineri veren oyun terapisti ve montessori eğitimcisi harika insan,Nedime Derinova Ilgın ile tanıştırmış oldu.

Seminerde bütün anlatılanları değil kendi adıma aldığım notları paylaşmak istiyorum.Yani bu yazıda belki montessori nedir,nasıl uygulanır hakkındaki bilgileri  bulamazsınız ama zaten sistemle ilgileniyorsanız bu noktalara da bir göz atmış olursunuz.Uygulama ile ilgili kısımları atlıyorum.

Montessori eğitiminin kökenleri:
Dikkat polarizasyonu: Montessori de çocuğun dikkatini çalışmaya vermesi çok önemli ve sizin de bu çalışmayı bölmemeniz.Örneğin ,puzzle oynayan bir çocuğa geç kaldık çıkıyoruz derseniz hem gelmek istemeyince sorun yaşayacaksınız hem de dikkatini dağıtmış olacaksınız.Onun yerine eğer dışarı çıkacaksınız veya vaktiniz kısıtlı ise yarım kalacak aktiviteler vermemelisiniz .Yarım kalan aktiviteler bütün gün çocuğun kafasında yer edecektir.

Hazırlanmış çevre ve özellikleri:Seminerde en hoşuma giden sözlerden biri bu  oldu;evimiz bir çocuğun yaşayabileceği şartlara uygun değilse ,bir cüce devler ülkesine girdiğinde neler hissediyorsa onunda durumu farklı olmayacaktır.Burda değinilen nokta da yaşamı onlara kolaylaştıracak bir çevre hazırlayabilmek ile ilgili idi.Çocuk çevreyi kendi keşfetsin.
Çocuğun ilk materyalleri elleridir.Örneğin çocuğunuz ağaca dokunsun,yemeği eliyle yesin,yağlı olduğunu görsün ve kendi deneyimlesin..

Özgürlük ve disiplin:Bu sistemde ödül ve ceza yok .İç disiplin olmalı .Çocuklara gereksiz aferin kullanıp,özgüven patlaması yaşamasına neden olmamalı.Ben fark ettim ki oldukça sık aferin diyormuşum!!Örneğin bir resim yaptığında aferin yerine ,renkleri ne kadar güzel kullanmışsın gibi bir değerlendirme yapabilirmişiz .Halbuki ben özgüveni tavan yaptıracak şekilde harikasın annecim,aferin diyordum !!

İzin almayı bilmeli ama temel ihtiyaçları için su içmek ve tuvalet gibi izin almamalı.

Montessori eğitimi bireyselliğe uygundur.Bireysel olarak gözlemlenirler.Diğer çocuğun başarısı ile kıyaslanmaz.Bu noktada diğer ana okullarından da ayrılıyor bu sistem.Çünkü kıyaslama yapılmasa bile hepsinin faaliyetleri bir panoya asılıyor ve ister istemez bir karşılaştırma oluyor.

Benim en fazla aklıma takılan konulardan biri ise şuydu.Biz evde montessori yöntemini uygulamaya çalışıyoruz ve diyelim ki ana sınıfında da montessori anaokuluna verdik fakat ilkokulda böyle bir şansımız yok .Peki bu durumda çocuk serbest olduğu bir sistemden sonra 40 dakika bir sırada oturmaya alışabilecek mi? Bu konuda ise Nedime hanım,çocuğun bu sistemde 6 yaşına kadar kendi kendine yönetebilme becerisinin ve problem çözme yeteneğinin de geliştiğini ve bu şekilde kolej ya da okulda zorlanmayacağını söyledi.

Çocuğuyla birlikte anne babalarında kendi temsil sistemlerini bulmaları gerek.Yani görsel,işitsel ya da kinestetik zeka türlerinden kendinizin ve çocuğunuzun  hangisine sahip olduğunu bilmelisiniz.Ebeveyn ve çocuk farklı temsil sistemindeyse çatışma olabilir.İlkokula başlarken çocuğunuzun zeka türünü öğretmenine belirtmenizde bir çok açıdan faydalı olacaktır.

Çocuklarda belli dönemler:

Hareket dönemi:0-1 yaş
Tuvalet dönemi:18 ay-3 yaş
Dil gelişim :0-6 yaş
Düzenlilik :2-4 yaş.(bu dönemi kaçırmadan düzeni çocuğa öğretmeliyiz .Örneğin oyuncaklarını toplamaya alıştırarak)
Nezaket kuralları:2-6 yaş (Evde ebeveynlerinin gereken yerlerde birbirine teşekkür ettiğini gören çocuk zaten bunu uygulmaya geçer .Söylemekten çok örnek model olabilmek önemli)
Küçük objeler:1-4 yaş (İpe boncuk dizme vb)
Müzik :2-6 yaş
Yazı yazma :3-4 yaş (Sanılanın aksine çocuğun harfleri tanıması ki bu montessoride önce dokunarak zımpara harflerle sağlanıyor, eğitim hayatında olumsuz bir etki yaratmıyacaktır.)
Duyular:2-6 yaş
Okuma:3-5 yaş (çocuk yapabiliyorsa bu durum okulda sıkılır diye bastırılmamalıdır.bu daha farklı olumsuzluklara neden olacaktır.)
Uzamsal ilişkiler :4-6 yaş
Matemetik :4-6 yaş

Çocuğun hem sağ hem sol lopunu çalıştırabilecek başlıca aktiviteler:Jimnastik ,piyano çalma,kay kay ,buz pateni ve orff eğitimi.
Çapraz oyunlarda hem sağ hem sol lopu çalıştıran oyunlardan .Örneğin ellerinizi çarparken bile çapraz bir oyun yapmanız faydalı olacaktır.

Seminerde yeni öğrendiğim farklı bir bilgi ise ,çocuğun yaptığı faaliyetlere ismini yazacaksak bunu sol tarafa yazmalıymışız çünkü yazıyıda soldan sağa yazdığı için ,ismi sağ tarafa yazmamız zihinde yanlış kodlamaya neden oluyormuş..

Benim için çok keyifli geçen ve çıktığımda montessori sistemi ile çocuğuma doğru şeyler yaptığım hissini veren seminerden,kendime başlık altında topladığım notlar bunlardı .Umarım sizlere de fikir olmuştur…

SEMİNER NOTLARI

2 YAŞ SENDROMU SEMİNER NOTLARI

Yine jou jou oyun ve aktivite merkezi sayesinde yararlı bir seminer dinleme fırsatı buldum.Aile danışmanı,psikolog ve oyun terapisti Gül ÇELİK’in  güzel anlatımı ile birçok ipucu edindim şu çok bahsedilen Trouble 2 hakkında.Aldığım notları faydası olur düşüncesiyle paylaşmak istedim belki sizin de evinizde minik bir ergen vardır diye:)

İlk olarak niye böyle bir sendrom var : Bunların nedeni ,çocuğun bağımsız birey olduğunu fark etmesi,zihinsel işlevlerinin en hızlı geliştiği dönem olması,kendi isteklerinin farkına varması sonucu hayır demeye başlaması ,dikkat çekme davranışının ivme kazanarak artması aslında kısacası artık başlı başına bir birey olma çabası;)

1-1,5 yaş Ebeveynin hayır dönemi olarak isimlendiriliyor.Bu dönemde ebeveyn ne kadar çok hayır sözcüğünü kullanırsa bu ileride onun zararına oluyor.Hayır sözcüğünün olumsuz etkisini azaltmak için dur sözcüğü kullanılabilir.Hayır’ın olumsuz etkisine karşılık dur sözcüğünün tınısındaki farklılık negatifliği ortadan kaldırıyor.Ayrıca bu dönemde  yasakları tanıma bilinci gelişmemiş oluyor .Örneğin ayıcığını ağzına soktuğunda sorun yokken ,yere düşen bir nesneyi ağzına değdirdiğinde hayır tepkisi ile karşılaşan çocuk farkı anlayamaz ve bu zamanla öğrenilir.

2 yaşa gelindiğinde ise ebeveyn ve çocuk yer değişir .Artık hayır deme sırası ufaklıklardadır;) Sözel becerisi düşünce hızına yetişemediği için bir çok krizin odak noktası bu olmaktadır.Konuşamamanın verdiği kaygı ve öfke ile de saldırganlaşmaktadır.Aslında bizim yaramazlık dediğimiz bu dönemde çocuklar çok zor bir dönemden geçmektedir.Bu dönemde tekme ve ısırma normal davranışlardır.Oral dönemden yeni çıktıkları için ısırma ile tepki verebilirler.Bacak koldan daha önce geliştiği için tekmeyi de kullanabilirler.Eğer annesinin saçını okşayarak uyuyorsa saç çekme hareketi de gösterebilirler.
 Peki neler yapılabilir:
1)Emir vermekten kaçının .Rica ile olmasa da yumuşak bir dille söyleyin.Örneğin hadi bakalım yatıyoruz demek yerine ,uyku saatimiz geldi ,önce dişlerimizi fırçalayalım ve giyinelim gibi bir ifade daha etkili olacaktır.

2)Kriz olmadan önce önlem alın.Örneğin yağmurlu havada bot giymek istemiyor ise kitaptan bir resim gösterip ,yağmurda bikini giyilir mi diyip gülerek dikkatini çekin.Sonra soru ile ceket giyince nolur ısınırız değil mi diyerek onu da sürece katın. Hava ile bağlantı kurmasını sağlayıp yağmur da bot giyeriz diyerek kendinin giymesini sağlayın.

3)Bu dönemde isteklerini yaptırma söz konusu olduğu için onları tatmin etmeye çalışın.Basit konularda örneğin bu tişörtümü giyelim bunu mu gibi fikrini alarak ,küçük kararlarla yetişkin kararı vermesini önleyin. Önemli konularda fikri onlara bırakmanın olumsuz etkileri de olabilir,buna dikkat edin.Özellikle anaokulu seçiminde evet hangisi olsun dememelisiniz çünkü çocuk oyuncağı en çok olanı seçerken birçok noktayı atlayacaktır.

4)2,5 yaş döneminde ise sıra ve düzen ortaya çıkıyor.Kendi bir sıra kuruyor ve dış dünyanın da buna uymasını istiyor.Önce pantolon sonra çorap giyeceğim gibi.Bu yüzden siz farkında olmadan örneğin ekmeğe önce bal sonra yağ sürdüğünüzde bir krize neden olabiliyorsunuz.Çünkü rutini bozulduğunda dış dünyayı denetleyemediğinden öfke ortaya çıkıyor.

5)Bu dönemde mekansal algı ortaya çıkıyor.Orası benim gibi.Örneğin ila bir koltukta oturacaksa ve orda başkası varsa bunu sorun haline getiriyor.Bunun nedeni ise var olduğu ile ilgili şüphe .Oraya otursa da aklı diğer yerde kalıyor ve varlığından şüphe ediyor .Bizim ise evet orayı istedin ama şimdi burdasın diye dikkatini var olduğuna çekmemiz gerekiyor.

6)Parka gidildiğinde ise eve dönmek istememek ,hepimizin yaşadığı bir sorundur sanırım.Bu durumlarda ise zamansız kelimeler kullanmalıyız.Yani birazdan gidelim ,hadi gidiyoruz yerine baştan salıncağa binelim kaydıraktan üç kere kayalım gibi net şekilde konuşmalıyız.Hatta birlikte sayıp bak bu üç oldu demeliyiz.Bazen de eve kadar yarışalım mı ,hadi koşalım diyip eve gidişi zevkli hale getirmeliyiz.Evde de aynı şekilde bizden bir şey istediğinde dur birazdan geliyorum demek yerine şu elmayı soyayım geliyorum gibi net cümleler kurmalıyız.

/)Bu dönem çocuklarında en önemli şeylerden biri de duygu yansıtması yapmak.Yani örneğin oyuncağını vermek istemediğinde evet o senin vermek istemiyorsun ,seni anlıyorum ,değer veriyorum gibi sözcüklerle duygularını paylaştığımızı göstermeliyiz.Ayrıca bu dönem çocuklarını paylaşma için zorlamamalıyız ,yaşıtlarıyla vakit geçirerek paylaşmayı öğreneceklerdir.
Duygularını anlamda en etkili yollardan biri de oyun.İki bebeğini konuşturan çocuk orda kendi duygularını da yansıtmaktadır.

8)Bu dönemde televizyonun ise çocuklar üzerinde hipnotik bir etkisi var.Seslendiğinizde duymuyor ise (genelde bu otizm mi acaba şüphesine neden oluyor)bu normal ama dokunarak ,temas kurarak iletişime geçtiğimizde de tepkisiz kalıyorsa daha dikkat edilmeli.

9)Yeni ortama girmekten çekinen bir çocuk ise; onu ortama alıştırmak için atıfta bulunmalıyız.Örneğin yaşlı teyze babaannene benziyor  ya da aa bak bu oyuncak ayıdan bizde de var gibi tanıdık noktalar bulmalıyız.

10)Kötü kelime kullanma durumu var ise önce model aldığı kişi kendini düzeltmeli .Örneğin dün ben salak dedim onlar çok kötü kelimeler ,onların yerine tüh ya da ay diyelim şeklinde bilgilendirmeliyiz.

11)Küçük işlerde başarı hazzı yaşamasını sağlamalıyız.Örneğin asansör düğmesine basması gibi ve yaptığı güzel şeylerden sonra da takdir ettiğimizi belirtmeliyiz.

12)Bu dönemde tutarsızlıkları da çok fazla olabiliyor.Örneğin bir gün ışığı ben açacağım derken ertesi gün sen aç diyebiliyor.Bu durumda hormonlarla alakalı.

13)İsteme olayının da çok fazla olduğu bir dönemdir fakat aslında her istedikleri şey gerçekten isteklerini yansıtmaz.O anda aklına gelen bir imgenin dışa vurumudur.Örneğin ocak ayında dondurma isteyen çocuk aklına gelen dondurmayı vurguluyordur.Bu durumda da yine duygu yansıtması kullanılmalıdır.Evet sen dondurmayı çok seviyorsun diyip neli dondurma severdin,kabaklı mıydı  aaa kabaklı olur mu diyerek gülüp ,ben çikolatalı seviyordum ya sen diyip,tamam hava güzel olunca beraber yiyelim diyerek,hayal kurdurup,umut verip ,süreci bitirmeliyiz.

14)Bu dönemin en belirgin hareketlerinden biri inatlaşma,inadına yapma.Örneğin yapma dediğimizde çocuklar yap kısmını algılıyor ve anne babayı mutlu etme güdüsü ile onu yapıyorlar.O yüzden talimatlarda net olmalıyız.Sütü dökme bardakta kalsın gibi…

Burada verilen bir örnek ise su ile oynayıp,hep suyu yere döken bir çocuktu.Bu durumda yapma demek yerine çocuğun su ile oynama zevkini tatmin etmek gerekiyor.Banyo süresi arttırılabilir,oyun imkanı verilebilir.Bazen de bazı olayları abartmadan görmezden gelmekte o olayı yapmasına engel olabiliyor..

Bazı talimatlardan örnekler ise şu şekildeydi:
Havuzda koşma yerine çimende koş(olumsuz talimat yok alternatif sunuluyor)
Şapka takmasını istiyorsanız ,hava sıcak güneş geçer yerine ;güneşte tak, gölgede çıkar demek ve güneşte takmadığında ise şapka diyerek sadece hatırlatmak.

Seminerin sonunda psikoloğumuz Z kuşağı çocukları (2000 sonrası)ile ilgili bilgi verdi.Bu kuşak çocuklarının özellikleri ise şöyle:

1)Teknolojiye doğuyorlar ve teknolojiyi ellerinden almak mümkün değil.Ellerinden almaya kalktığımızda ise akranlarıyla ortak konuşma noktasını elinden almış oluyoruz.(tabii bu 2 yaşında oturup  bilgisayarla oynaması demek değil!!)
2)IQ ları yüksek fakat duygusal zekaları daha düşük.
3)Bu kuşak çocukları teknolojiden ötürü sosyalleşmede sorun yaşayabilirler.Bu yüzden de aile değerini vermeliyiz.Örneğin bayramlarda akrabalara gitmek gibi,akşam yemeğini birlikte yemek gibi.Akranlarıyla sık görüşmelerini sağlamalıyız.
4)2030 yıllardan sonra çok fazla buluş olacağı söyleniyor bu z kuşağı sayesinde. Yalnız biz yani y kuşağında yaratıcılık sıfırmış herhalde ya da ne kadar baskı ile büyütüldüysek artık ,bizim zamanımız buluş açısından baya zayıf..

Evet seminerden alabildiğim notlar böyleydi.Tabii ki çocuklara göre kesin bir doğru bulmak mümkün olmasa da ,en azından bazı sorunları atlatabilmek için güzel ip uçları edinmiş oldum .Size de faydası olmasını dilerim;)

NOTLAR, SEMİNER NOTLARI

2 YAŞ ÖNCESİ PSİKOLOG GÖRÜŞMESİ

Balca’nın son azıları baya bir sıkıntılı çıkınca soluğu doktorumuzda aldık .İdrar tahlili ve boğaz kültürü temiz çıkınca emin olduk ki yine dişlerle başımız dertte.Neyse buna da şükür:(Doktora gitmişken 2 yaş kontrollerimiz yapıldı,her şey yolundaydı fakat bu sefer farklı olarak 2 yaş hazırlığı için psikologla görüştürüldük.Nedeni ise 2 yaş sendromları,gelişim değerlendirmesi ve bez bırakma aşamaları idi.Aslında artık okuya okuya şimdiki annelerde birer psikolog olmuş durumda.Gerçi hoş kitaplardaki gibi olmuyor pratik 🙁

Görüşmemizdeki notları paylaşmak istedim çoğu şeyi biliyor olsak da bazen aa ben onu atlamışım dediğim şeyler de oldu.Öncelikle gelişim ile ilgili anket sorularından hatırladıklarım şunlardı.Ben bu denver testi mi diye sordum ,değilmiş, sadece gelişimi yaşına göre ne düzeyde o amaçla yapılan bir anket..

1)Kendi başına yemek yiyebiliyor mu? (ben çatal,bıçak,kaşık kullanımı gayet iyi ama çoğu öğünü ben yediriyorum dedim .Klasik türk annesi.Psikolog da artık bırakın az yese de kendi yesin dedi.Şuan bu fikri kabullenmeye çalışıyorum.Arada tamam ama hep yapamıyorum 🙁 )

2)Ayakkabısını kendi başına giyip çıkarabiliyor mu? (Ayakkabıdan ayakkabıya değişiyor bizde)

3)Elini yıkayabiliyor mu,suyunu içebiliyor mu ?(bunlar tamam hatta suyu bütün bebeklerine bile içiriyor 🙁 )

4)İki-üç kelimeli cümleler kurabiliyor mu .(Evet hatta beş de oluyor ama biz anlayamıyoruz)

5)Büyük,küçük,uzun ,kısa gibi kavramları biliyor mu diyerek Balca’ya iki kalemden uzun olanı sordu cevap doğruydu.Yalnız o cevaplarken bende bir heyecan sanki yanlış bilse nolacak :))

6)Kız,oğlan ayırt ediyor mu diye sordu.Ben önce bir şaşırdım hiç böyle bu kız bu oğlan diye öğretmedim dedim.Psikologda abi,abla kavramlarını kullanmıyor mu diyince aa tamam o şekilde biliyor oldum.Aslında bu da farkında olmadan öğrettiğimiz kavramlar.

7)Yarım kavramını biliyor mu diye sorunca psikolog,hiç bunun yarısını ver diye bir isteğim olmadı dedim .Ertesi gün meyveleri kesme oyununda yarısını ver diyip eksiği tamamladım :)) Haftaya da bir sınav yapalım bakalım öğrenmiş mi;)

8)Arkadaşlarının adını biliyor mu ,evcilik kurabiliyor mu diye sorulunca ben hemen paylaşamama sorunumuza değindim.Psikologda bu yaşta çok normal olduğunu,oyun esnasında eşyasını vermezse çok üstünde durmamam gerektiğini fakat arkadaşıyla oyuncağını paylaşırsa o zaman sözlü olarak mutluluğumu belirtmemi söyledi.Yani olumsuz davranıştan çok olumlu davranışlarına tepki vermemi bu şekilde ilgi çektikleri hareketleri geliştirdiklerini söyledi.

9)Adını söyleyebiliyor mu.

10)Bu ne ,kim.nerede gibi sorular soruyor mu .(bizimki direk cevap veriyor,anne yok.bu top gibi .sormuyor cevaplıyor yani ,pek meraklı değiliz:) )

11)Zıplayabiliyor mu,merdiven inip çıkıyor mu?

12)Mutfağa git tabağı al gibi birkaç emirli cümleleri yapabiliyor mu ?

13)Düz çizgi çizebiliyor mu?

Bunlar hatırladığım sorular.

Bez konusu için belirtiler olup olmadığını sordu.Bezi 2 saat kuru kalıyor mu,kaka çiş söylüyor mu gibi.Bez bırakma sırasında ilk başlarda stickerla ödüllendirme yapabileceğimi söyledi.Ama yapamadığı zamanlarda hiç olumsuz davranmamalısın dedi.

Sendromlarla ilgili ise inatlaşmadan ,dikkatini dağıtma yolunu tavsiye etti.Zaten canlı olarak böyle bir olay yaşayınca ,dikkat dağıtmada beni başarılı buldu psikoloğumuz :))) İstemediğim hareketleri yaptığında .sonucuna katlanmayı öğret dedi.Örneğin su döktü ,bezle kendi silsin ve beni üzüyorsun dikkat et diyebilirsin dedi.Su dökmediğin de de aferin gibi ödüllendirici sözler kullan dedi.Biz de su çok popüler bir kavga konusu olunca örnek de böyle oldu :)))

Dinledik psikoloğumuzu bakalım uygulama nasıl olacak….

SEMİNER NOTLARI

ÇOCUKLAR VE SINIRLARI SEMİNERİ

Geçen hafta oyun grubumuzun olduğu Jou Jou aktivite merkezinde gerçekleşen Çocuklar ve Sınırları isimli seminere gittim.Farklı yaşlarda çocuklara sahip anne ve babaların katıldığı seminerdeki notlarımı diğer ebeveynlere de fikir olabilir diye paylaşmak istiyorum .

Öncelikle seminerimizi veren psikoloğumuz Gül Çelik,sınırların çocukların hayatındaki önemine değindi.Sınırların çocukların karakterini,iş seçimini hatta yaşam kalitesini bile etkilediğini belirtti.
Sınırlar güvenliği sağlar,çocukların ilerde de hayır diyebilmesine yardım eder ve sorumluluk üstlenmelerini sağlar,ilişkileri tanımlar.

Peki aylara ve yaşlara göre sınırlar nasıl olmalı;

0-5 ay:Sınırların önemi yok.Anne ile güven bağı sağlanmalı ve sağlam bir bağ kurmak için en önemli dönem.Bu aylarda bebek anne ile kendini bir görür.Yeterince kendini güvende hissetmezse 5.ayda depresyon bile olabilir.Bu yüzden psikoloğumuz özellikle bu dönemde  ki yeni trendin aksine her ağladığın da çocuk kucağa alınmamalı savını değil tam tersi asıl bu aylarda kucağa alınarak sevgi hissettirilmeli dedi.

5-10 ay: Bebeğin anne ile kendinin farklı olduğunu anlamaya başladığı ve dünyayı keşfettiği dönem.

10-18 ay:Hayır deme dönemi yani sınırların devreye girdiği dönem.

18-36 ay: Bebeğin sevgi bağından ayrılmak istemese bile bedeninin ona dünyayı keşfetmesi için komut verdiği dönem ve artık sınırlar önem kazanıyor..

3-5 yaş:Özellikle kızların anneyi ,erkeklerin babayı taklit ettiği dönem bu yüzden model olarak sınırları çizmek önemli.

6-11 yaş: Ön ergenlik .Sorumluluk üstlenebilmelerinin gerektiği dönem.

11-18 yaş:Ebeveynlerin kendilerine çocuklarının hayata hazır olup olmadığını sormaları gereken dönem.

Sınırlarda yaşla birlikte değişiklikler olması gerekli .Örneğin 5 yaşında bir çocuk için uyku sınırı 20.30 ise 6 yaşına geldiğinde bu 21.30 olarak esnetilebilmeli.

Bizlerin sınır koyarken yaptıkları hatalar:

Sınırlardan geri çekilme:Örneğin odasını toplamayan bir çocuğun karşısında biz odayı toplamamalıyız.Bu hareketimizle sınırlardan geri çekilmiş oluyoruz.Ya da bir tehditte bulunduk odanı toplamazsan oyuncaklarını atacağım gibi o zaman o eylemi yapmalıyız yani oyuncakları atmalıyız.Bu yüzden de tehdit durumunda uygulayamayacağımız sözler söylememeliyiz.Kararlı,tutarlı olmalıyız.Tabii bu arada eşlerde aynı tavırda olmalı.
Sevgimizi hiç bir zaman tehdit unsuru olarak kullanmamalıyız.Örneğin bunu yapmazsan seni sevmeyeceğim gibi..
Ayrıca davranış ve sonuç birbiriyle alakalı olmalı.Elbiseni kirliliğe atmazsan oyuncaklarla  oynamazsan değil bu elbiseyi giyemezsin demeliyiz..

Aşırı denetim.Çocuk çorabın tekini giydi ve aceleyle biz diğer tekini giydiriyoruz! Bunun yerine ona diğer tekini giymesi için zaman tanımalı aşırı denetimci olmamalıyız.

Sınırların hiç olmaması:Psikoloğumuz özellikle yeni nesil ebeveynlerin biz çok kuralcı büyüdük aman çocuğum rahat etsin yaklaşımıyla sınır koymamalarının en büyük hata olduğunu vurguladı.Bu çocukların ilerde okulda söz almadan konuşan,karşısındakini sözünü kesen bireyler olduğunu belirtti.

Tutarsız sınırlar : Bir gün yapma dediğimiz olaya 2.gün tamam dememiz..Bu durumda çocuk nerede ne yapacağını kestiremiyor ve  istediğini elde edebilmek için anne -babayı daha fazla zorluyor

Suçu başkasının üstüne atmak:Örneğin çocuk kafasını masaya vurdu biz de gidip ah masa dikkat et şeklinde masaya kızarsak çocuk onun cansız olduğunu ve dikkatsizliği sonucunda düştüğünü anlayamaz.Bu durum ilerde de yaptığı her hata da başka bir suçlu aramasına neden olabilir.

Ceza,mola ,mahrum etme gibi sonuçlar ise sözlü mesaj yetmediğinde,olayın anında durdurulması gerektiğinde ya da anne ya da baba artık otoritesini kaybettiğini hissettiğinde uygulanabilir.Fakat çocuk öfke krizinde ise sadece sarılmak gerekli.Şuan öfkelisin ,seni anlıyorum diyerek sakinleştirmeliyiz.Bu arada psikoloğumuz çocuğun zaman zaman öfkelenmesine de izin vermemiz gerektiğini belirtti.

Sınır koyarken uygulayabileceğimiz bazı yöntemler:

Alternatif sunmak:Örneğin çocuk banyo yapmak istemiyor ve biz  ya kendin küvete girersin ya da ben seni yıkarım diyerek alternatif sunabiliriz.

Dikkatini dağıt:Dikkatini başka bir yöne çekerek  olayı unutturabiliriz.Bu yöntem anı kurtarmak için bir çözüm..

Farklı bir odaya göndermek:Kendi odası dışında farklı bir odaya gönderebiliriz.Yalnız küçük yaşlarda olan çocuklar için kapı kapatmamalıyız. Bu aslında mola yöntemine de benziyor yani çocuğu mola için farklı bir odaya götürüp düşünmesini ya da en azından yaptığının yanlış olduğunu anlamasını  sağlamak.

Seminerden alabildiğim notlar bunlardı.Umarım sizlere de faydası olur…